Yılmaz, Umut FM’de Ahiliği anlattı

Kırşehir’in kent tarihinde birçok perdeyi aralayan Araştırmacı Yazar Adnan Yılmaz, Umut FM’de Ahi Evran’ı ve Ahiliği anlattı.

Umut FM, Ahilik Haftası’nda Araştırmacı Yazar Adnan Yılmaz’ı ağırladı.

18 Eylül Cuma günü saat 20.00’de canlı olarak yayınlanan ve sunuculuğunu Hakan Fatih Mert’in yaptığı programda Yılmaz, Ahilik Haftası nedeniyle önemli açıklamalarda bulunarak, Ahi Evran’ı ve Ahiliği anlattı. Yılmaz, ayrıca Sunucu Hakan Fatih Mert’in ve programa bağlanan dinleyicilerin sorunlarını da yanıtladı.

Canlı yayınlanan programda Araştırmacı-Yazar Adnan Yılmaz, “Bugün bizi üniter devlet yapısına Türkiye Cumhuriyeti varlığına taşıyan en önemli kaynak Ahmet Yesevi’den Ahi Evranlara, Hacı Bektaşlara, Yunus Emrelere, Tabduk Emrelere, Şeyh Edebalilere uzanan temel Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine ciddi anlamda yakalayan ama bu hümanizmasını ve yaratıcılığını hedef alan bir kaynaktan beslendi. Ve o anlamda Ahi Evran dendiği zaman daha çok bu kaynağı görmek lazım. Ahi Evran dendiği zaman daha çok öncelikle görülmesi gereken bir şey Ahi Evran’ın yaşadığı dönemim parolasını fotoğraflarını özümsemek gerekiyor. Çünkü onun o fotoğraf görülmeden yaşadığı dönem görülmeden, yaşadığı dönemin bu birlik yapısı, düzensizlik yapısı ve genel fotoğrafı görülmeden Ahi Evran’ı anlamak, anlatabilmek, ifade etmek maalesef mümkün değil. Ben Kırşehir yazın dünyasına girmeden önce en çok ilgimi çeken birçok alan olduğu gibi evimiz Ahi Evran Camisi’ne çok yakındı. Eski tekkesine çok yakındı. O vesile ile gelir giderdik. Dar, ara sokaklarda. Öylesine bir algı oluşturdu ki sanki orada bir şeyler bulsalar çabut bağlayacaklar. Yani mistik anlamada bir evliya gibi kuru bir evliye gibi dünyadan elini eteğini çekmiş biz zahit gibi daha çok insanlar. Tabii girerek özellikle Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nin kurulması öncesinde Gazi Üniversitesine bağlı bir birimde konu üzerinde yoğunlaşması, tarihçilerimizin bu konu üzerinde yoğunlaşması, kent kültürünün aralanmaya çalışılmasıyla birlikte Ahi Evran daha da iyi anlaşıldı. Özellikle bu konuda gerçekten Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal’ı anmam lazım. Daha doktorluğundan başlayarak çok büyük emekler verdiler. Yani dünya da ve Türkiye’de çok sayıda bilim adamları sempozyumlara katıldılar. Sempozyumların birçoğunda ben de gidebildim” dedi.

“Ahiliğin Anadolu’da aldığı şekil çok farklı”

Ahi Evran’ın Anadolu’ya gelişi hakkında Araştırmacı Yazar Adnan Yılmaz, şunları ifade etti:

“Şunu özellikle belirtmek lazım. Ahi Evran’ın 1205 yılında Azerbaycan’ın Hovi Kenti’nden Anadolu’ya geldiği tarih genel kabuldür. Yani bu dönem Selçuklu’nun en parlak olduğu bir dönemdir. Özellikle Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, ahilerden, dönemin eski baba ahilerinden, giderek Ahi Evranlar mutasavvıf Türk Dervişlerinin etrafını çevrelediği, kendisinin beslendiği, halkla özellikle Selçuklu Sarayı arasında çok ciddi ve köklü bağlantıların kurulmasına vesile olan ciddi bir kaynak. Oldukça önemli bir kaynak.

Ahi dendiğinde ahilik dendiğinde İslam medeniyet tarihi içerisinde özellikle Arap Toplumlarında Müslüman toplumlarında fütüvvet bir şekilde belirlenen ve kaynağını oradan alır. Ama çok daha önemlisi Anadolu’da aldığı şekil çok farklı. Bu şu anlamda; Türklerin genel kabulle Müslümanlığı kabul ettikten sonra alışkanlıkları, kültürleri önemli ölçüde korunuyor. Ve önemli ölçüde kendince oluyorlar. Bu anlamda bizim Arap İslam anlayışıyla Anadolu tasavvuf Türk dervişlerinin daha 13. yüzyılda ortaya koyduğu özellikle Yunus Emre’de çok enfes bir şekilde ifadesi bulunan bir anlamda Anadolu halk İslamı, Ahi Evran’da bu kaynaktan beslenen bir gelenek. Fakat şunu görmek gerekiyor. Ahi Evran’ın yaşadığı dönemi biraz daha fotoğraflamaya çalışırsak eğer Babai İsyanını çok iyi görmek gerekiyor. Yani Selçuklu da babasını öldürerek ve zehirleyerek tahta oturan 2. Gıyasettin Keyhüsrev’in toplumla kendi kavimiyetiyle, halkıyla arasında açtığı uçurum Anadolu Türkmenlerinin hoşnutsuzluğu bugün Türk Tarihi’nin en büyük gelmiş geçmiş isyanı sayılan Babai İsyanını ortaya çıkartıyor. Bu Babai İsyanının önderlerinden en önemli isimlerinden Baba İshakla birlikte Baba İlyas’ın başlattığı isyan çok büyük bir isyan. Yani bu isyanın kırılma noktası da Kırşehir Vali Babası. Baba İlyas’ın ölümü dönemin 4 bin nüfusuyla Türkmen’in kılıçtan geçirildiği büyük bir isyan. Şunun da altını çizmek gerekiyor; Bu isyanda Selçuklu Sultanı özellikle Hristiyan askerlerini kullanıyor, yani Türkmenleri karşı alınlarına haç işareti takarak kullanıyor. O dönemin 1240 Babai İsyanı’nı irdelerken şunu görmek gerekiyor; Baba İlyas kim? Bu kaynağı çok iyi görmek gerekiyor. Baba İlyas bizim Kırşehirli Aşık Paşa’nın dedesi. Baba İlyas oğlu İdris Paşa onun oğlu Aşık Paşa. Ciddi bir yenilgi ile karşılaşıyorlar ama bütün yenilgiler malumdur, garipten mahsundur. Orada ciddi bir damar sürüp geliyor. Çünkü Aşık Paşa çok sonra ilk defa Garipname adlı çok büyük bir eser veriyor. Ve Türkçe eser veriyor. O dönem Selçuklu’nun dilinin Farsça olduğu, din dilinin Arapça olduğu biliniyor.”

“Ahi Evran’ın eseri her şeyi anlatıyor”

Araştırmacı Yazar Adnan Yılmaz, programda sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün tüm esnaf örgütleri bilenler ya da bunun başındaki insanlar Ahiliğin prensiplerini tümüyle bilirler. Büyük bir ahlak etiği içerisinde büyük bir titizlik içerisinde ciddi bir esnaf örgütlenmesi 13. yüzyılda. Ahi Evran’ın eseri her şeyi anlatıyor. Edep, erkan, yetişme. Bir ayakkabıcı bir demirci, herkes yer alışının içinde gelişiyor. Silsile şu; çırak, kalfa, usta. Ve sürekli bunlar kendilerini yetiştiren insanlardan icazetiyle, onların yönlendirmesiyle, onların onayıyla hatta o meleğe bugünkü belgeyi vesikayıda onlar tarafından alırlar. Bu sadece bir üretim hiyerarşisi olarak düşünememek gerekir. Bu işin gerçekten dinsel motiflerle bezenmiş ahlak, etik yapısı var. Çünkü dinsel motifler diyorum o koşullarda 13. yüzyılda bugünkü anlamda kanunları, anayasa, yönetmelik gibi oturmuş kurumsallaşmalar olmadığından o dönemin değeri dinsel kaideler ve kurallar olarak yansıtılıyor. Ve o şekilde haram helal gibi. Mesela bu şed kuşatma basit gibi görülebilir ama çok önemli bir kavram. Bilginin zamanında pabucunu dama atmak. Yani beğenmediği henüz ustalık aşamasına gelmeyenin bir çarığı yakıldığı zaman beğenmiyor alıyor ve dama atıyor. Sen bu konuda yeterli olmadın diyor. Tabii bu Kırşehir’de Ahiliğin bütün yaşatılmasında burada altını çizmek gerekiyor. Yani bana göre hiçbir abartısız 13. yüzyıl tasavvuf Türk Dervişlerinin günümüze düşen bir şavkını da burada bu vesileyle de anmak istiyorum. Ahi Baba Mustafa Karagüllü. 1980’lerde Kırşehir’de ciddi anlamda bu işlere eğilip basın hayatına da girdiğimde, kültür hayatına da girdiğimde karşılaştığım en istisna, en mütevazi, en bilge bir o kadar sade bu şahsiyeti anmadan geçemeyeceğim. Ve Karagüllü’ye rahmetler diliyorum. Kırşehir’in dışarıya karşı kültür elçisi olmakla kalmadı aynı zamanda hiçbir şekilde bu işi bilen kimler varsa nerede bilim adamları varsa hangi isimler varsa hepsinin Kırşehir’e çekilmesinde, gelmesinde, konferanslar vermesinde sempozyumlar vermesinde son derece büyük bir etken oldu.

Ahi Evran’ın iş yansımalarını Karagüllü topluma tutardı. Ve imrendirirdi. Ama biz bunu ne ölçüde yaşatabildik bunu maalesef yaşatamadık. Nasıl yaşatamadık; Çok daha önceleri meslek okulları, meslek liseleri açılmadan önceki süreçte daha çok ahilikten gelen çırak, kalfa, usta hiyerarşisi bizim küçük sanayilerimizde, küçük işletmelerimizde bu süreç devam etti. Yani bizim çocuk okumaz diyen götürdü bir mesleğe verdi. Herkes bir mesleğe yönlendirildi. Ve ona da mesleği kazanınca koluna bir altın bilezik taksın. Üretsin, çalışsın, meslek edinsin. Kendisini idame ettirsin diye. Ama daha sonra biz kabul edemedik bunu. Ülke olarak ta hakkını veremedik. Çünkü giderek sistem bozuldu. Hiyerarşi bozuldu. Bunun ekonomik nedenleri var. Sosyal nedenleri var. Kültürel nedenleri var. Bunu meslek liseleriyle doldurmaya çalıştılar.” Fahrettin Toker

22 Eyl 2020 - 18:43 - Ekonomi --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Umut Haber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Umut Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Umut Haber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Umut Haber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.