Altaş,” Tesadüf diye bir şey yoktur”

Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Kırşehir İl Temsilcisi Av. Bilgehan Altaş, tesadüf diye bir şeyin olmadığını ifade etti.

Kırşehir ve ülke gündemi hakkında haftalık açıklamalarda bulunan HUDER Kırşehir İl Temsilcisi Av. Bilgehan Altaş, her hafta farklı bir konuyla ilgili Kırşehir Halkı’nı bilinçlendiriyor.

Son olarak tesadüf diye bir şey olmadığı hakkında açıklamalarda bulunan HUDER Kırşehir İl Temsilcisi Av. Bilgehan Altaş, şunları ifade etti:

“Sevgili dostlar, geçen haftanın bence büyüklüğü  kadar konuşulmayan konusu MOSSAD’a çalışan 15 ajanın yakalanmasıydı. En az bir yıldır izlenen hücre evleri olması takip ve yakalama açısından MİT’in başarısının büyüklüğünden, bunun diğer istihbarat ve ülke savunması için ne anlam taşıdığından bahsetmeyeceğim.
Benim dikkatimi çeken, haberlerdeki Ajanların Türkiye’deki Türk ve özellikle Filistin ya da Suriye adına gelip üniversitelerde savunma sanayi vb. alanlarda eğitim gören gençlerin takip edilip özelliklerinin ve bilgilerinin ilgili örgüte aktarılmasıydı. Niye mi bu çekti? Ülkemizde yaşanan bazı eski şüpheli ölümler ve olaylar aklıma geldi de ondan…
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savunma teknolojilerini üreten ASELSAN’da ilki 2006’da başlayan faili meçhul mühendis ölümleri ve bugüne kadar sürecek bir sır perdesinin çözülmemesi olayı aklıma geldi. 15 yıl öncesinden bugüne kadar 8 mühendis şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Trafik kazası, elektrik akımı, bıçaklanma, intihar... Kimilerine göre sadece rastlantı ya da kaderdi ardı ardına gelen bu ölümler. Ölenlerin tamamının önemli milli projelerde çalışıyor olması tesadüf müydü? Öldüler mi, Öldürüldüler mi?
İkinci olarak aklıma Nükleer fizikçi Engin Arık ve arkadaşları geldi. Tarihler 30 Kasım 2007’yi gösterdiğinde, İstanbul-Isparta seferini yapan yolcu uçağı saat 01.36’da Isparta-Keçiborlu'da düşmüştü. Bu uçak kazasında 7’si mürettebat olmak üzere 57 kişi hayatını kaybetmişti. Uçağın içerisinde ise toryum sırrını bilen Prof. Dr. Engin Arık ve ekibi de yer alıyordu... Bir komplo ya da bir pilotaj hatası fark etmez, 30 Kasım 2007 tarihinde bağımsız Türkiye enerjisi çalışmaları toryum kaynaklarının yanına yolcu edildi… Türkiye’ye 57 cana, 6 bilim insanına mâl oldu. Prof. Dr. Engin Arık ve ekibi Toryumun kullanıldığı nükleer reaktörlerde zincirleme çekirdek tepkimeleri sonucu enerji elde edilebilmesi için, toryum-232’nin uranyum-233’e dönüşme sürecini çözmüş bunun için gerekli çalışmaları başlatmış bir bilim insanıydı. Ve toryum reaktörünü kurabilmiş olsaydı Türkiye şu anda dünyanın en büyük ve temiz enerji kaynaklarına sahip ülkesi olacaktı. Çünkü Toryum 21. Yüzyılın en stratejik maddesi ve dünyadaki tüm toryumun yarıdan fazlası bizim ülkemizde. Yeni tip  nükleer reaktörlerin yakıtı toryum olacak. Patlama riski yok, zehirleme riski yok. Trilyonlarca tonluk petrol, doğalgaz enerjisine eşit ve zararsız.
Üçüncü olarak aklıma daha eski, 14 Temmuz 2004 akşamı Çanakkale-Gelibolu yolu üzerinde adi bir vakaymış gibi görünen bir trafik kazası geldi. Bu kazada üç kişi hayatını kaybetti. Sezer Soysal yönetimindeki resmi plakalı, TÜBİTAK’a ait minibüs, saman yüklü arka ışıkları yanmayan traktöre arkadan çarpmıştı. Ne var ki minibüsün içindeki kişiler ve görevleri düşünüldüğünde bunun ‘şüpheli’ bir kaza olacağı su götürmezdi. Bu kazada tanıdık da bir isim vefat etmişti. Bu kazada ölen üç kişi TÜBİTAK’ta ulusal güvenlikle ilgili stratejik bir görev yapan gizli görevli bir yüzbaşı ile iki mühendisti. Üstelik ölenlerden biri hemşehrimiz Eski Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun damadıydı. Kazayı ilk gören ve yetkililere haber veren köylülerdi. Ancak savcının olay mahalline gelmesinden önce biri ya da birileri kazanın olduğu yere çoktan gelmişlerdi. Bu kişi ya da kişiler TÜBİTAK’a ait minibüse bakmışlar ve hemen olay yerinden uzaklaşmışlardı. Olay yerine önceden gelen bu kişi ya da kişilerin kim olduğu, nasıl ortada kaybolduğu hâlâ muamma. Kazada hayatını kaybeden üç kişi Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili kriptolar yani gizli şifreler üzerinde çalışıyordu. Üç kişilik ekip yeni geliştirilen askeri bir cihazı denemek için Çanakkale’ye gitmişti. Askeri görevli Yücel Kenter muhabere yüzbaşı rütbesini taşırken, Kuruoğlu ile Aytekin ise TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü'nde çalışıyorlardı. Bu enstitü ulusal güvenliği ilgilendiren gizlilik dereceli bilgilerin korunması hususunda Türk Silahlı Kuvvetleri ve Dışişleri Bakanlığı'na destek veren bir enstitüydü.
Bu tür İstihbarat örgütleri sadece savunma sanayi üzerine çalışan değil ,ülkelerin tüm yetenekli gençlerini takibe alır-inceler ,hakkında en gizli bilgileri,zaafları ,olmazları tespit eder. Öne çıkanları kendine çalışması için iknaya çalışırlar, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmazlar.
İkna edemediklerini ne mi yaparlar? Bilmem. Onu da siz düşünün…”

26 Eki 2021 - 10:57 Kirşehir- Yaşam --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Umut Haber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Umut Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Umut Haber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Umut Haber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Sezai Sürbehan - Bilgehan bey çok teşekkür ediyorum. Bizim insanımız aslında çok iyi insan ama okumuyor. Okusa çok şeyi anlayacak. Onun için bu tür yazılarınızı paylaşıyorum ki yayılsın.... selamlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ekim 19:41