Cahit Bey Konağı

Çiçekdağı’nda oturan yeğenimin evine gitmiştik, sohbet ve öğle yemeği arkasından, çaydan önce biraz dolaşmak için dışarı çıkıp hep beraber gezelim istedik.
Çiçekdağı’nda bulunan eski cezaevi bölgesine doğru yürürken sol tarafta Cahit Bey Konağı bizi karşıladı. Etkilendim. Hüzünlendim. Biraz oyalandık. O dönemin iki katlı küçük sarayı önünde resim çekindik. Hep beraber konağı seyre daldık. Kim yaptı, kimler burada yaşadı diye düşünürken sanki konak içinden bir ah çekti.
Çaresizliği, çekingenliği, perişanlığı fukara halinden belli oluyordu. ‘Bakmayın bu mahzun garip halime, ben neler gördüm, neler yaşadım’ diyerek kendini teselli etmeye çalışıyordu. Başladı geçmişini anlatmaya.
Beşiklerimde bebekler büyüttüm, salıncaklarımda, hamaklarımda hanımlar beyler sallandı.
Boy boy kızlarımızı telli duvaklı gelin ettik. Gelinler geldi, boylu soylu. Eli kınalı delikanlıları bu konakta askere uğurladım.
Kınalar, düğünler, sünnetler yaptık anlı şanlı, yemekler verdik cömertçe. Dosta açık kapı, sığınak oldum eşe dosta ahbaba.
Bayramlar gördük. Karşımdaki camide sabah namazları, Cuma namazları, bayram namazları, cenaze namazları kıldılar sahiplerim.
Konuklarımızı, aziz dostlarımızı rahat ettirdim odalarımda.
Mahremlerim var onca, utanırım, söyleyemem. Kavgalara, endişelere, mutluluklara, sevinçlere, kederlere şahit oldum.
Nimetlerle doldu taştı ambarlarım, hediyeler geldi dostlardan, hediyeler gitti dostlara, çeyizler hazırlandı odalarımda.
Annelerden özlem dolu ninniler dinledim, beşik başlarında. Davul, zurna eşliğinde düğünler gördüm. Nazlı seher yellerine söylenmiş sevda türküleri ve maniler eşliğinde dokunmuş minderler, yastıklar, kilimler, halılar süsledi odalarımı.
Dostlarla kahveler içildi sedirlerim de, sohbetler yapıldı balkonum da. Şamdanlar aydınlattı duvarlarımı. Cıvıl cıvıl dı her köşem.
Mehtaplı gecelerde taş plaklardan özlem türküleri dinlenildi. Bayram sabahları çocuklar giydirildi, süslenildi. Bahşişler verildi.
Ama şimdi, şimdi, ihtişam içinde geçen günler geride kaldı. Odalar ebesiz, dedesiz, gelinsiz, kızsız, çoluk çocuksuz, duvarlar, gölgesiz ıssız kaldı.
Hak vaki olunca gitti, sırası gelenler. Bıraktılar beni kendi halime. Bunca yaşanmışlıkların yükünü taşıyamadım bir başıma.
Baykuşlar türedi bacalarımda. Çatı çöktü, peşinden tavanlar kapandı üstüme. Mahremimiz görünmesin diye duvarlarım direniyor zamana, bilmem ne zamana kadar?
Zaman beni yağmaladı. İhtişam bitti. Geride sizlerin de gördüğü ihtişamın izlerini taşıyan enkazım kaldı.
Babam Rahmetli derdi ya “Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan” sözlerini hatırladım bir an.
Hepimiz bir misafiriz.
Zamanı gelince göçeriz.
Sırası gelen gidiyor elbet bu dünyadan.
Güzelim konaklarımız da zamana dayanamadı. Beton yığınına döndü caddelerimiz, sokaklarımız, evlerimiz.
Bu konağın hüzünlü hali, yalnızlığı, sahipsizliği beni çok etkiledi.
Dünümüze sahip çıkamadık vesselam.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar MEHMET EMİN TURPÇU - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Umut Haber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Umut Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Umut Haber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Umut Haber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.